Üç Mağara Arkadaşı, yapılan iyilikler ile dua etmek. Dini hikaye

İbn Ömer radıyallahu anhudan şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem
şöyle buyurmuştur: ‘Benî İsrail’den üç kişi (yolda) yürürlerken, şiddetli bir yağmura yakalandılar.
(Yakınlarında bulunan) bir mağaraya sığındılar. Dağdan büyük bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine, onlardan birisi arkadaşlarına hitaben şöyle dedi: – Hayatınızda Allah-u Zülcelal için yapmış olduğunuz amellerinize bakınız; bu amellerinizin hürmeti bereketine, Allah-u Zülcelal’e dua ediniz. Umarım ki Allah-u Zülcelal taşı aralayarak, bizim üzerimizden bu sıkıntıyı giderir. (Bu amaçla) içlerinden birisi şöyle dua ederek, amelini dile getirdi:
– Ey Allah’ım! Hayli yaşlı olan annem ve babam, benim yanımda kalıyorlardı. Onlarla birlikte, küçük çocuklarımın da geçimini sağlayabilmek için hayvan otlatıyordum. Akşam (yanlarına) eve döndüğüm zaman, hayvanları sağıp sağdığım sütü çocuklarımdan önce anne ve babama içiriyordum. Bir gün, (eve) vaktinde gelemediğimden, uyumuşlardı. Daha önce olduğu gibi hayvanları sağıp uyandıkları saate kadar, elimde süt olduğu halde başuçlarında bekledim. Bu arada çocuklarım açlıktan ağlaşıyorlardı. Anne ve babamdan önce onlara süt vermeyi uygun bulmadım. Bu şekilde sabah oldu. Ya Rabbi! Eğer bu amelimi senin rızan için yapmışsam, bize, bu kapalı yerden kurtulabilmemiz için bir delik aç.
Bunun üzerine, mağaranın ağzını kapatan kaya biraz aralandı. Ancak dışarı çıkılacak kadar geniş değildi. Diğeri şöyle dua etti:
– Ey Allah’ım! Amcamın, çok sevdiğim bir kızı vardı. Ondan bana yaklaşmasını istedim. O da bundan kaçındı. Nihayet kıtlık olduğu bir dönemde, ihtiyacını gidermem için bana geldi. Kendisine bana teslim olması karşılığında yüz dinar verdim. O da bunu kabul etti. Ona yaklaşıp temas edecekken bana şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Allah’tan kork ve nikâhsız olarak bana dokunma.” Bunun üzerine, derhal oradan ayrıldım. Ya Rabbi! Bunu senin rızan için yapmışsam (bu amelimin hürmeti bereketine) bize, bu kapalı yerden kurtulabilmemiz için bir delik aç. Mağaranın ağzı biraz daha açıldı. Ancak dışarı çıkacak kadar geniş değildi. Üçüncü adam da şöyle dua etti:
– Ey Allah’ım! İş yerimde belli bir ücretle işçi çalıştırıyordum. İşçilerimden birisi bana gelerek: “Hakkım olan ücretimi ver” dedi. Ben de ücretini verdim, ancak, her nedense ücretini almadan gitti. Ben onun ücretini onun adına çalıştırdım. Ve bu para ile birçok mal elde ettim. Bir müddet sonra o işçim geldi ve: – Allah’tan kork; O gün sende kalan ücretimi ver, dedi. Ona dedim ki:
– Şu gördüğün inek sürüsü senindir. Hepsini al götür. Tekrar bana: – Allah’tan kork. Benimle alay etme, dedi. Ben de:

– Gerçekten seninle alay etmiyorum, (onlar senindir) al (götür), dedim. Ve adam malları alarak gitti. Ya Rabbi! Gerçekten, ben bu amelimi senin rızan için yapmışsam, bize, bu kapalı yerden kurtulabilmemiz için bir delik aç. Bunun üzerine, Allah-u Zülcelal, mağaranın ağzını tamamen açtı; bu adamlar yürüyerek çıktılar.” (Buhari, Müslim)
Hiç yorum yok:
25 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Peygamber'imizin Güzel Ahlakı

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin güzel ahlakını, Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle anlatmıştır:
“Hz. Peygamberin hiç kimseyi kötüleme ve hakaret etme adeti yoktu. Kötülük karşısında kötülük yapmaz, aksine bağışlayıp affederdi. İki şeyden birini yapmakta serbest bırakılınca, günah olmamak şartıyla kolay olanı tercih ederdi. Zaten o, günahtan çok uzaktı. Hiç bir zaman kendi şahsıyla ilgili meselelerde, hiç kimseden intikam almadı. Ama Allah’ın emirlerine karşı gelenlerden, O’nun intikamını alırdı. Yani, Allah tarafından gönderilen emir ve hükümler gereği, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem o kişiye gereken cezayı uygulardı.”
“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, isim vererek hiçbir zaman bir müslümana lanet etmedi. Bir köleye, bir kadın hizmetçiye, hatta bir hayvana kendi eliyle asla vurmadı. Hiçbir zaman birinin, yersiz olmamak şartıyla, isteğini geri çevirmedi. Eve girdiği zaman, son derece güler yüzlü, neşeli ve mütebessim olurdu. Dostları arasında ayaklarını uzatarak oturmazdı. Konuşmalarını, cümleleri teker teker söyleyerek, sanki ezberlemek isteyen kişi iyice ezberlesin dercesine, ağır ağır konuşurdu.”(Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel, Tirmizi)
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

İbrahim Bin Edhem Ve Kabul Olunan Dua. Dini hikayeler

İbrahim bin Edhem bildiğiniz gibi, malını mülkünü (Padişahlığını) bırakıp fakirlik içinde yaşadı. Bir gün o fakir haliyle, bir camiye gitti. Namazını kıldıktan sonra, müezzin camiyi kapatmak için onu dışarıya çıkarmak istedi. O: “Benim kimsem yok, ben garibim, yabancıyım, bu gece burada kalayım.” dediyse de müezzin:
“Hayır, yabancılar camiyi soyuyorlar, hırsızlık yapıyorlar, ben kimseyi içeride bırakmam.” dedi. İbrahim bin Edhem: “Ben nereye gideyim, tanıdığım kimse yok, hava soğuk, bu gece burada kalayım.” diye yalvardı. Müezzin onca yalvarmaya kulak asmayarak, kabul etmedi ve onu eliyle çekip, yüzüstü sürükleyerek dışarı çıkardı.

İbrahim bin Edhem kapının önüne konulunca, ilerde ateşi yanan bir fırın gördü. Fırının kapısına gelerek oraya girmek istedi ve fırının ateşini yakan kimseye selam verdi. Fırıncı selamını almadı, yalnız eliyle ‘otur’ diye işaret etti. İbrahim bin Edhem oturdu, fakat adamın haline hayret etti. Çünkü adam bir sağa, bir sola bakıyordu. İbrahim bin Edhem, bu adam beni öldürecek mi, ne yapacak acaba, selamımı da almadı, diye düşünmeye başladı. Adam işini bitirdikten sonra: “Ve Aleyküm Selam” dedi. İbrahim bin Edhem ona: “Ya mübarek! Niçin selamımı verdiğim zaman almadın?” diye sordu. Adam: “Ben burada ücretle çalışıyorum, işimle meşguldüm. Bunun için, işimi bitireyim de sonra selama cevap vereyim diye düşündüm.” dedi. İbrahim bin Edhem: “Peki, o sağa-sola bakmak neydi?” diye sorunca adam: “Ben bir sağa bakıyorum, bir sola bakıyorum, bilmiyorum ki Azrail canımı hangi taraftan gelip alacak! Bu şekilde her an ölümü bekliyorum.” dedi. Ve devamla: “Ben Allah için İbrahim bin Edhem’i öyle seviyorum, ona öylesine aşığım ki: “Ya Rabbi! Onu bir görsem de öyle canımı alsan, diye dua ediyorum.” dedi. Bunun üzerine, İbrahim bin Edhem: “Eyvah! Allah beni senin yanına nasıl getirdi biliyor musun? Yüzüstü sürünerek senin yanına geldim, Allah senin duanı nasıl kabul etmez! Öyle kabul etti ki, yüzüstü sürünerek geldim. Sana müjdeler olsun, ben İbrahim’im!” dedi. Ve birbirleriyle candan kucaklaştılar. O sırada adam dua etmeye başladı: “Ya Rabbi! Benim isteğim yerine geldi, emanetini al!” dedi ve hemen oracıkta İbrahim bin Edhem’in kucağına yığılıverdi
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Sa'lebe'nin Korkunç Sonu, zekât ve cimrilik ile ilgili dini hikâye.

Salabe b. Hatib El-nsari, Peygamber Mescidi’ne aralıksız devam ederdi. Öyle ki, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ona, “Mescidin Güvercini” lakabını vermişti. İbadete de öylesine hevesli ve meraklı idi ki, güneşte ısınmış kızgın taşların ve toprağın üzerine çokça secde ettiği için alnı nasır tutmuş, neredeyse devenin dizine dönmüştü. Mescidde uzun uzun vakit geçiren Salebe, daha sonraları aceleyle mescid’den çıkmaya başlamıştı.
Bir gün Peygamber Efendimiz (S.A.V), Salabe’ye , “Ey Salabe ! Sana ne oluyor da münafıklar gibi aceleyle mescidi terk ediyorsun ? ” buyurdu. Bunun üzerine Salabe Efendimiz’e dedi ki : “Ya Resûlullah ! Öyle bir fakirlik içindeyim ki , evimizde şu üzerimde bulunan elbiseden başka elbise yoktur. Onun için bu elbiseyi hanımımla beraber giyiyoruz. Ben namazımı eda ettiğim gibi bir an önce eve gidiyorum ki, hanımıma elbiseyi vereyim de namazını vakti geçmeden eda etsin. İşte acelem bundandır. Ne olur bizim için ALLAH’a (C.C.) dua etseniz de bize mal verse, böylece fakirlikten kurtulalım.”
Hz. Peygamber (S.A.V) onun bu arzusunu uygun bulmadı ve “Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir” diye karşılık verdi. Salebe yine de “Ya Rasûlallah, Allah’a dua et de bana mal versin” diye ısrar etti. Hz. Peygamber (S.A.V) ona “Ya Salebe, beni örnek almak istemez misin? Allah’ın Rasûlü gibi olmak istemez misin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı.” diye cevap verdi. Salebe bu sefer dedi ki, “Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah’a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim…” diyerek daha da ileri düzeyde taahhütlerde bulundu ve ısrarını sürdürdü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V), “Allah’ım, Salebe’ye mal nasib eyle” diye dua etti. Daha sonraları Salebe, hayvancılığa başladı. Koyun edindi. Salebe’nin edindiği koyunlar üreyerek çoğaldı. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salebe başka sulak ve verimli arazilere taşınmak ihtiyacını duydu ve cumadan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı. Derken sürü hızla üremeye devam etti. Salebe de
Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine’de olup bitenleri öğrenir oldu. Bir gün Hz. Peygamber (S.A.V), “Salebe ne yapıyor?” diye sordu. O’na “Ya Rasulallah, sürü edinince Medine’ye sığmaz oldu” diye başlayarak olup bitenleri anlattılar. Peygamber’imiz “Salebe’ye, yazık oldu! Salebe’ye yazık oldu! Salebe’ye yazık oldu!” buyurdular. Bu sırada “Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun. Onlar için dua et, senin duan onları huzura kavuşturur.” (Tevbe 9/103) mealindeki ayet inerek zekât vermek farz kılındı. Peygamber’imiz Cuheyne kabilesi ile Beni Süleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi; onlara “Salebe bin Hâtıb ile Beni Süleym’den falan adama varıp zekâtlarını alın” diye emir verdi. Adamlar yola çıkıp Salebe’ye vardılar, Peygamber’imizin emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler. Salebe tahsildarlara “Bu cizyeden başka bir şey değil, bu cizyenin ikiz kardeşidir, gidin işiniz bitince bana daha sonra uğrayın” dedi. Bunun üzerine tahsildarlar Süleymi’ye yöneldiler. Süleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce “En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz” dediler. Süleymi “Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu siz alasınız diye ayırdım” dedi. Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe’ye bir daha uğradılar, zekatını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara “Yanınızdaki yazıyı gösterin” dedi. Yazıya göz atarken yine “Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim” dedi. Tahsildarlar Hz. Peygamber’e döndüler. O onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan “Yazıklar olsun Salebe’ye” dedi ve Süleymi’ye dua etti. Tahsildarlar da Hz. Peygamber’e gerek Salebe’nin ve gerekse Süleymi’nin nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (c) Salebe Hakkında: “Onlardan bir kısmı “Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve salihlerden oluruz” diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onda cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar. Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O’nun karşısına çıkacakları güne kadar kalplerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı.” mealindeki ayet nazil oldu. (Tevbe 9/75-77)
Bu sırada Peygamber’imizin yanında bulunan Salebe’nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe’ye koşarak ona “Yâ Salebe! Ey annesi ölesi, Allah senin hakkında şöyle bir ayet indirdi.” dedi. Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Hz. Peygamber’e vararak zekatını almasını istedi. Hz. Peygamber kendisine “Allah, bana senden zekat almayı yasakladı” diye cevap verdi. Hz. Peygamber’in bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek dövünmeye başladı. Peygamber’imiz ona “İşte senin amelin; verdiğin sözü yerine getirmedin” dedi. Hz. Peygamber (S.A.V) vereceği zekatı almak istemeyince evine döndü.

Hz. Peygamber’in ahirete irtihalinden sonra Salebe, zekat borcunu Hz. Ebubekir’e ödemek istedi, fakat Hz. Ebubekir de onu geri çevirdi ve “Hz. Peygamber’in almadığını ben nasıl alırım!” diyerek reddetti. Arkasından Hz. Ömer’e getirince o da aynı gerekçe ile reddetti. Salebe, Hz. Osman’ın halifeliği döneminde öldü. Salebe’nin ölümü de oldukça hazin oldu; bakımı ile uğraştığı hayvanlarının içerisinde ve hayvan tersleri içerisinde ölü bulundu.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz. Musa'nın Seçkin Kılınmasının Sebebi, merhamet ile ilgili dini hikayeler

Rivayete göre Hz. Musa (aleyhisselam) bir defasında Allah-u Zülcelâl’e: “Ya Rabbi! Beni ne sayede seçkin kıldın?” diye sordu. Allah-u Zülcelâl ona şöyle buyurdu: “Seni seçip kendime yakın kılmamın sebebi, yarattıklarıma karşı merhametli oluşundur.
Hani sen bir ara Şuayb’ın yanında çobanlık yaparken süründeki bir koyun kaçmıştı. Sen de onun peşine düştün. Araya araya halsiz düştüğün bir sırada onu buldun. Bulur bulmaz kucağına alıp bağrına basarak ona; ‘Zavallı hayvan, hem beni hem de kendini yordun.’ Dedin. İşte, yarattıklarıma karşı böyle merhametli davrandığın için seni seçkin kıldım.”

Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle buyurdu: “Allah merhamet etmeyene rahmet etmez, affetmeyeni affetmez ve özür dileyenleri bağışlamayanın tevbesini kabul etmez
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Peygamberimize Amin Dedirten Cebrail'in Duası. Dini hikayeler

Rasûlüllah (S.A.V.) Hazretleri, bir gün minberin birinci basamağına çıktıkları zaman «Amin», ikinci basamağına çıktıkları zaman «Amin» ve üçüncü basamağına çıktıkları zaman yine «Amin» diye buyurmuşlardı. Ashâb-ı Kiram bunun sebebini sordukları zaman efendimiz şöyle buyurdu:
— Ey ashabım, minberin birinci basamağına ayağımı bastığım zaman, kardeşim Cebrail gelerek: «Ya Rabbi! Bir kimse, sıhhat ve afiyetle ramazan’a yetişir de ibadet, taat ve istiğfarda bulunmaz ise, o kimseyi esirgeyip rahmet eyleme.» dediği zaman, ben de «Amin» diye karşılık verdim.
İkinci basamağa bastığım zaman, Cebrail: «Ya Rabbi! Bir kimse anne ve babasına yetişip de, onların rızasında bulunmaz ise onu bağışlama.» dediği zaman, ben de «Amin» dedim.

Üçüncü basamağa bastığım zaman, Cebrail: «Ya Rabbi! Habibinin ismi yanında zikrolunduğu zaman, salavat-ı şerife okumayan kimseye rahmet etme.» deyince ben de «Amin» diye mukabelede bulundum. Allah cümlemizi her ramazanda aff’a mazhar olanlardan, Anne Babamızı razı edenlerden ve Peygamber efendimizin adı anıldığında Salavat getirenlerden eylesin.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Azrail (a.s.)'dan Kaçış. Dini hikayeler

Hz. Süleyman’ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman’la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
– Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin?  Derdin nedir? Söyle bana…
Adam telaş içinde:
– Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..
– Peki ne yapmamı istiyorsun?
Adam yalvarır:
– Ey Allahın Peygamberi Süleyman! Ey rüzgar emrine verilmiş olan Padişah!Sen bir çok şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan’a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
– Bu adamı hemen al. Hindistan’a bırak!” emrini verir. Rüzgar bu… Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
– Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?” der.
Azrail (a.s) cevap verir:
– Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:

– “Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan’da al!” Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Dürüstlüğün Karşılığı. Dini hikayeler

Gencin birisi Kabe’de sürekli, – “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua ederdi.
Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:
– “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” diye sorunca; O da anlatır:
Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:
– “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi:
– “Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. Çağırdım onu.
– “Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “İçinde bin altın vardı” dedi.
– “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,
– “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu.
Genç bana dedi ki: – “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi.
– “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim.
– “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler.
– “Öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,
– “Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler.
– Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim.
– “İçinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı.

Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. İşte o dürüstlüğüm ve Allah korkusu sayesinde tüm bu nimetlere ve lütuflara mazhar oldum. Bu yüzden bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e sürekli hamd ederim.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz Süleyman ile Karınca. Dini hikayeler

Bir gün Süleyman aleyhisselam, bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da: “Bir buğday tanesi yerim” diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman aleyhisselam, karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Bunun üzerine, Süleyman aleyhisselam karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.

Karınca da: “Daha önce benim yiyeceğimi Allah-u Zülcelal verirdi. Ben de O’na güvenerek, bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca, doğrusu ‘nihayet bu aciz bir insandır’ diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım’ diye cevap verdi.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Zina Yapmadan Duramuyorum Diyen Genç. Dini hikayeler

Genç bir delikanlı hocasıyla istişare eder : ” Hocam ben zina yapmak istemiyorum ama artık dayanamıyorum, sokağa çıkınca gözlerime hakim olamıyorum ! ALLAH rızası için bana bir tavsiye ver, zinaya düşmekten çok korkuyorum. ” Hoca cevap vermiş : ” Bana evinden bir kova dolusu su getir ve sakın ola ki bir damlası yere dökülmesin. Şayet dökülürse her damlasına karşılık seni sopayla döveceğim. ” Delikanlı itaat etmiş ve kovayla hocanın yanına gelmiş.

Hoca : ” Evet evladım sen kovayı bana dolu olarak getirdin peki çarşıdan geçtin, kaç tane bayan gördün ve baktın ? ” ” Hocam ben gözümü kovadan hiç ayırmadım ki dayak yememek için ! ” ” Peki benden korktuğun kadar ALLAH’tan korkmuyor musun ? ” Delikanlı tövbe etmiş ve bu vesvelerin şeytandan geldiğini anlamış. Rabbim bu yazıyı okuyan tüm kardeşlerimi zina denen pislikten korusun inşaAllah. AMİN
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz. Musa (a.s) ile Doğan Kuşu. Dini hikayeler

Musa Peygamber Yûşa İbnî Nûn ile birlikte çıktığı gezilerden birinde yolda giderlerken ansızın karşılarında bembeyaz bir kuş görürler.
Kuş Hz. Mûsa’nın omuzlarına konduktan sonra kendisine şöyle seslenir:
“Ey Allah’ın elçisi Musa!… Beni doğan kuşu öldürecek. Ne olur beni koru!”
Musa Peygamber de kuşu elbisesinin altına saklar. Ardından doğan kuşu gelerek,
“Ey Allah’ın elçisi Musa!… Benim yiyeceğime, avıma Niçin engel oluyorsun?” diye sorar.
Hz. Musa (a.s) Doğan’a
“Sana sürümden istediğin koyunu keseyim. Bırak bu kuşa dokunma, ne olur?” diye cevap verir.
“Ama koyun etini ben ne yapayım ondan hoşlanmıyorum ki?” diyen Doğan’a da Musa Peygamber şu cevabı verir.
“Öyleyse sana kendi kabalarımdan bir miktar et keseyim de ye.”
Tam bu sırada Musa Peygamber’in elbisesinin altında sakladığı kuş havaya fırlayarak uçar gider.
Peşinden de Doğan kanat çırparak havalanır. Hz. Musa (a.s) arkalarından seyre dalar. O, ne hikmettir? diye düşüncelere dalmıştır. Bu iki küçük yaratığın bile hayat-memat derdine düşerek birbirlerini yemeğe kalkışmaları karşısında içi sızlayarak, aralarını bulmak için Doğan’a kendi bacaklarının kaba etlerini vermeye razı olmuştur. O, bütün varlıkların birbirine düşmeden kardeşçe bir düzen içinde yaşamalarını arzu etmektedir. Zaten kutsal davası da insan yığınlarını aydınlık Allah yoluna davet ederek onların bu yolda insanca yaşamalarını sağlamaktır.
Musa Peygamber kafasında bu düşünceleri geçirirken kuşlar tekrar yanına sokularak onlardan biri,
“Ben Cebrail’im” diğeri “Ben de Mikail’im” diye hüviyetlerini ortaya koyduktan sonra sözlerini şöyle noktaladılar:
“Ey Musa!… Biz seni buraya denemek için geldik. Açıkçası yüce Allah (cc) bizi, Rabbinin kulları karşısında takındığın şefkat ve merhamet duygularının ölçüsünü tartmak için gönderdi. Bizde bu görevimizi yerine getirdik. İmtihanı başarıyla kazındığını müjdeleriz.”


Yüce Allah (cc) cümlemizi, şefkat ve merhamet duygularıyla donatsın, amin…
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

İman Para ile Satın Alınamaz. Dini hikayeler

Nemrut, tam sekiz yüz yıl saltanat sürmüştü. Sonunda günleri karamış, acayip bir hale gelmişti.
Büyüklükte fillere dönen bedenine bir sivrisinek musallat olmuş, ondan kurtulmanın çarelerini arar olmuştu. Allah’ı inkar ettiği için bu sivrisineğin kendisine musallat olduğunu da anlamıştı. Bir gün İbrahim (a.s) a dedi ki:
-‘’Bugüne bugün hazinelerim binden fazla… Hepsi de kızıl altınlarla, mücevherlerle dolu. Bütün bunları sana bağışlayım da sen bana bir dua et.! Dua et de Yüce Allah bana da merhamet etsin iman nurundan bir nur ihsan eylesin!.’’ İbrahim (a.s), oracıkta yüzünü yere koyup, dedi ki:
-‘’Ey yüce Allahım! Bu hiçbir şeyden haberi olmayan, gafil kulunun gönlündeki kilidi aç. Sarhoş ruhunu iman ile tazele. İnayet eyle de putperest olarak öldürme!’’ Bunun üzerine Allah’tan şöyle bir hitap geldi:
-‘’Ey peygamber! Sen onunla ilgilenmeyi bırak. Kendine fazla eziyet etme. İman para ile verilmez. Bu mücevherler ona tarafımızdan ücretsiz ihsan edildi. Diledik mi, bir ferman ederiz, küfürden iman zuhur eder, kafir Müslüman olur.

İnsanın son demden haberi yoktur. Bu yüzden , o demden hissemiz ancak korkudur….
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Cehennem'i Tutuşturacak İlk Üç Kişi. Dini hikayeler

Riyanın Kötülüğü Ebu Osman el-Medeni şöyle anlatmıştır: “Medine’ye gittim, halkın bir kimsenin etrafında toplandığını gördüm.
– Bu kimdir? Diye sordum: – Ebu Hureyre! Dediler. Ona yaklaştım ve önüne oturdum. Halka hadis rivayet ediyordu. Sözlerine son verince ona:
– Resulullah sallallahu aleyhi vesellemden işitip anladığın ve hatırında kalan bir hadisi, bana rivayet etmeni istiyorum, dedim. Ebu Hureyre: – Sana Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin bana söylediği, ezberlediğim bir hadisi rivayet edeyim, dedikten sonra bayıldı. Biz biraz bekledik, Ebu Hureyre ayılınca şöyle dedi: – Sana Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu bir hadisi rivayet edeceğim. Ben ve Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Beytullah’ta idik. Yanımızda bizden başka hiç kimse yoktu…
Dedi ve tekrar bayıldı. Sonra ayılınca yüzünü sildi ve şöyle devam etti: – Sana Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu bir hadisi rivayet edeceğim. Ben ve Resulullah Kâbe’de idik, yanımızda hiç kimse yoktu, dedi ve bu sözden sonra, Ebu Hureyre tekrar şiddetli bir şekilde bayıldı, neredeyse yüz üstü düşecekti. Ben, düşmemesi için onu tuttum. Ayılınca bana:
– Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde Allah-u Teâlâ kulları arasında hüküm vermek için tecelli eder. Bütün ümmetler dizleri üzerine oturmuşlardır. İlk sorguya çekilecekler; Kur’an-ı okumayı öğrenen, Allah yolunda şehit düşen ve çok malı olan zengin kişilerdir. Bunlardan Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrenene, Allah-u Teâlâ: – Sana, Resulüm Muhammed’e indirdiğim Kur’an-ı Kerim’i öğretmedim mi? Der. O da:
– Evet, Ya Rabbi, öğrettin, diye cevap verir. Allah-u Teâlâ: – Öyleyse öğrendiklerine karşılık neler yaptın? Diye sorar. O da: – Öğrendiklerimin karşılığında gece ve gündüz ibadet yaptım. Kur’an okudum, diye cevap verir. Bunun üzerine, Allah-u Teâlâ şöyle buyurur:
– Yalan söyledin. Melekler de “Yalan söylüyor” derler. Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: – Hayır, sen, ‘falanca güzel Kur’an okuyor’ denilsin diye okudun. O da söylendi, (karşılığını böylece almış oldun). Zengin de getirilir. Allah-u Teâlâ: – Sana, hiç kimseye muhtaç olmayacağın kadar mal vermedim mi? Der. Zengin:
– Evet, ya Rabbi. Bana çok mal verdin, diye cevap verir. Allah-u Teâlâ: – Öyleyse bu vermiş olduğum malı nerede harcadın, onunla neler yaptın? Diye sorar. Zengin: – Akrabalarıma harcadım ve sadaka verdim, diye cevap verir. Allah-u Teâlâ ona: – Yalan söyledin! Der ve Melekler de “Yalan söylüyor” derler. Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: – Hayır! Sen, ‘falanca cömerttir’ desinler diye malını harcadın ve bu söz de söylendi.
Aynı şekilde, Allah yolunda şehit düşen de getirilir ve Allah-u Teâlâ ona: – Uğrunda şehit düştüğün şey neydi? Diye sorar. Şehit: – Ya Rabbi! Senin yolunda, senin rızan için savaşmakla emrolundum. Ben de şehit oluncaya kadar savaştım, diye cevap verince, Allah-u Teâlâ ona:
– Yalan söyledin! Der. Melekler de “Yalan söylüyor” derler. Allah-u Teâlâ: – Sen, ‘falanca kahramandır’ denilmesi için savaştın. Bu da söylendi. Gayene ulaştın, buyurur.

Sonra Resulullah sallallahu aleyhi vesellem dizlerine vurarak şöyle buyurdu: – Ya Ebu Hureyre! Bu üç kişi, Allah’ın kulları içerisinde, kıyamet gününde cehennemi tutuşturan ilk odun olacaklardır.” (Müslim, İbn Huzeyme)
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Orucun sevabı ile ilgili hadisi şerif

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti."

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''
Hiç yorum yok:
24 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Oruçluyken biri size bulaşırsa ne yapilmali ile ilgili hadis-i şerif

Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur:

Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''

Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Oruç tutan kişi cehennem ateşinden nasil korunur ile ilgili hadis-i şerif

Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor:

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''

Tirmizi, Cihâd 3, (1624).
Hiç yorum yok:
23 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Dua nın ibadetdeki yeri ile ilgili hadisi şerif

Nu'man İbnu Beşîr (radıyallâhu anh) anlatıyor:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu âyeti okudular. (Meâlen): "Rabbiniz: ''Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurdu." (Gâfır 60).

Tirmizî, Tefsir, Gâfir, (2973); Ebû Dâvud, Salât 358, (1479). Metin Tirmizî'ye aittir.
Hiç yorum yok:
14 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Duanın kaza ve musibete etkisi ilgili hadisi şerif

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kaıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevî şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir. "

Tirmizî, Daavât 112, (3542).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbramin "in neye benzediği ile ilgili hadisi şerif

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi."

Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).

Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

El emegi ile helal kazanç ile ilgili hadisi şerif

Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır."
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz. İsa ve deccal 'in neye benzediği ile ilgili hadis-i şerif

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: "Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm. 

"Bu kim?" dedim. 

"Meryem'in oğlu!" dediler. 

Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı. 

"Bu kim?" dedim. 

"Bu, Deccâl !" dediler. 

İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı." 

Zührî der ki: "İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi." 

Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
Hiç yorum yok:
8 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Melekler cinler ve Hz. ademin neyden yaratıldığı ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. "

Müslim, Zühd 60, (2996).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Hz. Adem ve çocuklarına ömür verilmesi ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:

"Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselâmu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):

"Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:

"Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır" dedi.

Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:

"Dilediğini seç!" dedi. Hz. Âdem:

"Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):

"Ey Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teâla:

"Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:

"Ey Rabbim ! Bu kimdir?" dedi. Rabb Telâla hazretleri:

"Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Âdem aleyhisselam:

"Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teâla:

"Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince, Âdem:

"Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim"diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:

"Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu.

Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:

"Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!" dedi.

Melek:

"İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. "

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi."

Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
Hiç yorum yok:
7 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Hz. Adem ve çocuklarının yaratılışı ile ilgili hadis-i şerif


[Hadis No : 1670]

Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir." 

Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Yıldızlar ve burçlar ile ilgili hadis-i şerif

Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:

1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.

2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.

3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..."

Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Cehennem ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur."

Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
Hiç yorum yok:
6 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Kıyamet günü güneş ve ay ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar."

Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Güneş ve kıyamet günü güneş nereye gidecek ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Güneş batarken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte mescidde idim. Bana:

"Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?" diye sordu. Ben:

"Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!" dedim.

"Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): "Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir"(Yâsin 38).

Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Allahin toprağı dağları ağaçları mekruhları nuru hayvanları ve ademi yaratmasi ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:

"Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz.Adem (aleyhisselam)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı."

Müslim, Sıfatu'1-Kıyâme 27, (2789).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Arş'ı, semavat ile ilgili hadis-i şerif

Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor. "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir bedevî gelerek: 

"Ey Allah'ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helâk oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama şu mukabelede bulundu: 

"Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin ? Sübhanallah!" 

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne şöyle devam etti: 

"Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının' şöyle üzerindedir.-Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi. " 

Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4726).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Sema ile arz arasında mesafe ile ilgili hadis-i şerif

Hz.Abbas İbnu Abdilmuttalib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Bunun ismi nedir bileniniz var mı?" diye sordu.

"Evet bu buluttur!" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:

"Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) :

"Anân da denir" buyurdu. Ashab da:

"Evet anân da denir" dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

"Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu.

"Hayır, vallahi bilmiyoruz!" diye cevapladılar.

"Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir."

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:

"Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir."

Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).

Bir rivâyette şu açıklama yer alır: "Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir."

Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashalbıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:

"Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)" dedi. Bir müddet sonra devamla:

"Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır" dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:

"İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musuzıuz?" diye sorduktan sonra "Beş yüz yıl!" dedi. Sonra tekrar:

"Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde Arş var. Allah, Arş'ın fevkindedir. Ademoğlunun ef'âlinden hiçbiri O'na gizli kalmaz" buyurdu. Sonra tekrar:

"Bu arz nedir, biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var, ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı" hadisi zikretti."
Hiç yorum yok:
5 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Arş'in taşıyıcısı bir melek hakkında hadis-i şerif

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:

"Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi" dedi ve ilâve etti: "Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir"

Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Allahü teala nin aklı yaratılışı hakkında hadis-i şerif

İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

 "Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim."

Rezin ilavesi.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi? Hadis-i şerif

Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi: 

"el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı." Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: "Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani "Allah'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir." 

Tirmizi, Tefsir, Hud (3108).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Mahlukatin ve arş'in başlangıcı ile ilgili hadis-i şerif

İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:

"Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:

"Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:

"Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar:

"Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler:

"Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:

"Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı."

Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Alçak gönüllü olmak ile ilgili hadis-i şerifler

İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri buyurdular ki: "Büyüklük benim ridamdır, azamet de benim izarımdır. Kim, bunlardan birinde benimle iddialaşmaya kalkarsa, onu cehenıneme atarım."


Ebu Sa'îdi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim Allah Teâla hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safilîne (aşağıların aşağısına) atar."


Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Medine ehlinden bir cariye bile Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın elinden tutardı ve Aleyhissalatu vesselâm elini onun elinden çekmezdi de, cariye ihtiyacı için, O'nu Medine'nin istediği semtine çeker götürürdü. (Resülullah tevazu gösterir, itiraz etmezdi)."

Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Af ve mağfiret ile ilgili hadis-i şerifler.

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: "Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın. Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!"

Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz'a emrederek:

"Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teâla sordu.

"Senden korktuğum için ey Rabbim!" cevabını verdi. Allah Teâla Hazretleri bu cevap üzerine onu affetti."

Buhari, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenaiz 51, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 113).





Ümmü'd-Derdâ radıyallahu anha anlatıyor: "Ebu'd-derda radıyallahu anh'ı işittim. Demişti ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim, şöyle buyurdu: "Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir."

Ebu Davud, Fiten 6, (4270).

Hiç yorum yok:
4 Haz 2017 basa-dön konuya-git

Günahkar ve onu uyaran kisi ile ilgili hadis-i şerif

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:

"Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."

Ebu Hüreyre radıyallahu anh der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti."

Ebu Davud, Edeb 51, (4901).

Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Af ve mağfiret etme ile ilgili hadis-i şerif (Hz. Cündeb r.a. )

Cündeb radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."

Müslim, Birr 137, (2621).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git

Günahlarin affı ile ilgili hadis-i şerif (Hz. Enes r.a.)

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

 "Allah Teâla Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım."

Tirmizi, Da'avat 106, (3534).
Hiç yorum yok:
basa-dön konuya-git